- Mardin22 °C
- Diyarbakır18 °C
- Batman20 °C
- Şırnak19 °C
- İstanbul15 °C
Motosiklet sürüşünde kask takmanın önemi nedir?
Uzman Doktor Solmaz: Kanserde erken teşhis hayat kurtarır
Diyabetlilerde topuk çatlağı kangrene kadar gidebiliyor!
Prof. Dr. Tarhan: Beyin plastik bir organ ve heykeltraş gibi işlenmeli
Fidye ve fitre nedir, kimlere verilir ?
Uzmanlar: Ergenlik dönemi aşılamaları ihmal edilmemeli
İç huzur ve hayat amacını bulma sürekli sevinç beklentisinden daha sağlıklı
Beynimiz ve ağzımız, psikolojik ve nörolojik düzeyde güçlü bir bağa sahip!
Türkiye yaşlanıyor, yaşlı bakımında ihtiyaçlar artıyor!
Sağlık Bakanlığı: "Sağlıklı Yaşa, Sağlıkla Yaşlan"
Geriatri Uzmanı Deniz: Yaşlıların ruh sağlığına dikkat edilmeli
Sağlıklı beslenme takıntısı mental hastalık boyutuna varabilir!
Egzersiz için en doğru zaman hangisi? Sabah mı, akşam mı?
Fizyoterapist Yalçın: Sağlıklı bir Ramazan için spor ve egzersiz şart
Aşırı tuz tüketmenin vücuda zararları nelerdir?
Düzenli uyku, çocukların fiziksel ve bilişsel gelişimini destekler
Uzmanından ev tipi arıtma cihazlarına dikkat uyarısı!
Göz yanması neden olur? Nelere dikkat edilmeli? Nasıl tedavi edilir?
Ayak ve ayak bileği ağrılarına dikkat!
Sağlıklı bir oruç için sahur atlanmamalı!
Ramazanda fizik tedavi sürecinde nelere dikkat edilmeli?
Ramazan ayında sağlıklı beslenmek için neler tüketmeliyiz?
Kalıcı görme kaybına neden olan sinsi hastalık: Göz tansiyonu
Boyun ağrısı ve migreni yönetmede fizik tedavi ve egzersizlerin etkisi büyük
Uzmanından Ramazanda verimli ders çalışma tüyoları!
Ramazan'da omurga sağlığı için bunlara dikkat!
Evde diş beyazlatırken dikkat!
Diyetisyen Şura korkmaz: Oruçlu iken karaciğer hızlı bir şekilde yenilenir
Diyetisyen Şahin: Sindirim sistemini korumanın en önemli yolu dengeli ve sağlıklı beslenme
Sağlık Bakanlığı'ndan sağlıklı beslenme önerileri
- 12:44 - Cizre-Nusaybin yolunda yanan tır küle döndü
- 12:44 - Cizre OSB'de çıkan yangında fabrika küle döndü
- 12:43 - Dicle Elektrik Şırnak'taki yatırımları açıkladı
- 12:41 - Eşeği ile sulama kanalına düşen çoban hayatını kaybetti
- 12:40 - Balıklıgöl'ün ikizinde sona doğru gelindi
- 12:40 - Şanlıurfa'da göçük: 4 işçi toprak altında kaldı
- 12:39 - Siirt'te minibüs kazasında 5 kişi hastaneye kaldırıldı
- 12:38 - Siirt’te çatıdan düşen kadın ağır yaralandı
- 12:36 - Siirt'te Botan Köprüsü virajında araç devrildi
- 12:35 - Mardin’de otomobil şarampole yuvarlandı: 1 ölü, 3 yaralı
- 12:34 - Mardin’de silahlı kavgada bir kişi hayatını kaybetti
- 12:32 - Ortaköy'de elektrik kesintileri mahalle sakinlerini zor durumda bırakıyor https://ilkha.com/guncel/ortakoyde-elektrik-kesintileri-mahalle-sakin
- 12:31 - Mardin’de ulaşıma yüzde 32 oranında zam yapıldı
- 12:30 - Mardin’de meydana gelen hortum hasara neden oldu
- 12:28 - Diyarbakır'da iki otomobil çarpıştı: 6 yaralı
Abdulaziz ALTEKİN / Yazar





UÇURUMUN KENARINDA
Gelişmemiş veya az gelişmiş ülkelerin en büyük sorunu bilimden uzak durmalarıdır. Bu nedenle kendi dünyalarında birer hapistirler.
Bilim ve ilimle uğraşmayanlar, daima başkaları için hareket ederler. Tabiri caizse kukla gibi ne komut verilirse onu yerine getirmeye çalışırlar. Olay ve olguları neden sonuç içerisinde analiz etme gücüne sahip olmadıkları için devreye deneyimler girer. Görüp geçirmiş oldukları her şey onlara referans olur. Gerçekte ise sonuç belirsizdir.
Bu yazımızda neden böyle bir giriş yaptığımızı merak ediyor olmalısınız. Hemen durumu izah etmeye çalışalım:
Türkiye, gelişmiş ülkeler statüsünde yer alıyor. Zira ülke bilim insanlarının buluş ve çalışmaları tüm dünyada takdirle takip edilmektedir. Fakat toplumsal ilişkileri göz önüne aldığımızda karşımıza dehşet verici bir tablo çıkmaktadır: Ne yazık ki ilmimizle amel etmiyoruz ve bu açıdan bırakın gelişmekte olan ülke statüsünü, geri kalmış ülkeler arasında dahi yer bulmamız mümkün değil!
Cahiliye dönemine ait uygulamaların günümüzde yaşatılması ve ileri kuşaklara aktarılmasının binlerce sebebi olabilir. Toplumsal sınıf, siyasi görüş, ideolojiler… Fakat sebep ne olursa olsun, teknoloji çağında cahiliye devrini yaşamak ve yaşatmaya çalışmak kabul edilemez. Bu uğraş içerisinde olanlar bir tek kendilerine değil herkese zarar veriyorlar.
Aklıselim insanların susturulmaya çalışılması ve hem halk nezdinde hem de Hak nezdinde iyi bir itibar edinmemiş kişilerin rehber olarak lanse edilmeleri şüphesiz kendiliğinden meydana gelmiş bir şey değildir. Sahnede sergilenen oyunun perde arkasında yatan düşmanlığın farkına varmazsak hem bizi hem de geleceğimiz olan bizden sonraki nesli büyük tehlikeler beklemektedir.
Toplumu ürkütmeden yavaş yavaş istediklerini elde edenler daha şimdiden büyük tahribatlara yol açtılar bile. En büyük silahları olan bir kısım medya ve güvendikleri faşist ideolojilerin gücü sayesinde ülkenin gündemini belirleyip çok basit bir şekilde yön verebiliyorlar. Bu tehlikeyi duyuran aydınları ise anında bastırdıktan sonra hedef tahtasına oturtup kendi içlerinde sindiriyorlar.
Evet, ister ütopya deyin isterseniz masal, hikâye! Maalesef gerçekler bunlar. Kimse kimseye tahammül edemiyor. Sinirler gerilmiş. Herkes çıkacak kıvılcımı bekliyor adeta. Sokakta laf atan çocuğu bıçaklamaktan geri durmuyoruz. Eşimizi binlerce parçaya bölüp çok sakin bir şekilde çöplere atabiliyoruz. Otobüste tartıştığımız vatandaşın üzerine mermi yağdırabiliyoruz. Kapı komşumuzu sırf sevmediğimiz için iftirayla hapse tıktırabiliyoruz. Hamile kadınları yerde sürükleyip gözlerinin yaşına bakmayabiliyoruz, bizi isteyene sevgilimizi herkesin gözü önünde bıçaklayabiliyoruz; taciz, tecavüz, haksızlık, hukuksuzluk, adaletsizlik…
Bahsederken bile midemizin kaldıramadığı olaylar her gün bu ülkede cereyan ediyor. Toplumsal bölünme gittikçe artıyor. Birilerinin zehirli okları, nerede olursak olalım bizi kalbimizden vuruyor. İşin garip yanı bilim insanları dışında bu durumu eleştiren, vücuduyla kötülüğün önüne set çeken yok.
Aklımızı başımıza alma zamanımız gelmedi mi daha? Halk için çalışan vekillerin sayısı bir elin on parmağını geçmezken onlar için verdiğimiz bu kavga neye? Kendi koltuklarının bekası için herkesi ateşe atıyorlar. Herkesi birbirine kırdırıyorlar. Ve burada en büyük sorumluluk yine halkta! Zira halk, kendi vergileriyle maaşlarını ödedikleri vekillerin, toplum için vatanı gözetmeleri gerekirken, toplumun huzurunu bozmalarına ses etmiyorlar. Aksine kendileri de bu yangına odun atıyorlar.
Birilerinin koltuğu için savaşıyor, emekçi kardeşimizin alın terine saygı göstermeden onu ezmeye çalışıyoruz. Hâlbuki bizi bizden başka kim anlayabilir ki? Soframızdaki mutluluğun, içimizdeki acının, bir an olsun kaybetmediğimiz umudumuzun farkına tepeden bakanlar varamaz. Bizler de onları anlayamayız. Onlar için kavga edip, onların bizlerden aldıklarını korumaya çalışıyoruz. Bu uğurda çekinmeden evlatlarımızı toprağa gömüyoruz. Birbirimize sarılmak yerine onlara bel bağlıyoruz. Onlar ise kendi menfaatleri için her birimizi kullanıyorlar. Din, dil, ırk zaaflarımızdan faydalanıyorlar. Ve bizimle işleri bittiğinde, bizi gözyaşlarımızla baş başa bırakıyorlar.
Ne zamana kadar birbirimize kin kusup nefret tohumları ekeceğiz gönüllerimize? Geçmişin o korkunç izlerini ne çabuk sildik belleklerimizden? Henüz hayatlarının baharını görmemiş çocuklarımız, kör kurşunların hedefi olmadı mı? Soğuk kaldırım taşlarının üzerine dökülmedi mi kanlarımız? Sevdiklerimizi kapının önünden uğurlamadık mı bilmediğimiz yolculuklara? Yıllarca pencere önünde çaresizce beklemedik mi bir kara haber?
Uğrunda oluk oluk kan akan bu vatan bizim değil mi? Ecdadımız; sırf egolarımızı tatmin edelim, birilerinin ekmeğine yağ sürelim, komşumuza ve hatta kardeşlerimize kan kusalım diye düşmediler kara toprağa. Birbirimizin yüzüne tebessüm etmek bir yana, düşmanca bakmadığımız an olmuyor.
Bizler sadece kendimizden mesul değiliz. Bizden öncekilerin emanetine sahip çıkmak da tek yükümlülüğümüz değil. Asıl görevimiz, çocuklarımız için bu cennet vatanı güzelleştiremiyorsak bile olduğu gibi bırakmak. Onların emanetlerine sırf kendi inadımızdan hainlik edemeyiz. Birbirimizi sevmek zorunda da değiliz. Lakin bu topraklarda yaşadığımız sürece birbirimize sayı göstermek mecburiyetindeyiz. Ya aklımızı başımıza alır bu toplumsal düşmanlığı, bölünmeyi yok eder ve kaostan beslenenlerin bekası için aramıza ektiği nefret tohumlarını sökeriz. Ya da gün gelir uğruna savaşacak bir avuç toprağımız dahi kalmaz.
O güzel insanların dediği gibi: Yıkmak kolay. Zor olan yapıcı olmaktır. Birlikte hareket edersek her türlü zorluğun üstesinden geliriz. Ayrılığa düşüp birbirimize kin beslemeye devam edersek, işte o zaman kendi ellerimizle karanlığa gömeriz bu cennet vatanı. Vesselam…
Yorum Ekle
Arkadaşına Gönder
Yazdır
Yukarı
Midyat’ta Sinema ve Kütüphane Günleri
Akın Akın Midyat'a geliyorlar
ÖMERLİ'NİN MAHSARTE TÜM RENKLERİ, GÜZELLİKLERİ, EL SANATLARI, YÖRESEL ÜRÜNLERİ, TARİHİ SOKAKLARI
Ömerli Belediyesi ev spor kompleksinin inşaatına başladı
- 1
- 2
- 3
- 4
- 5
- 6
- 7
- 8
İMAMOĞLU'NU GELİN HEPİMİZ YARGILAYALIM!Abdulaziz ALTEKİN
HASTENELERDE MANEVİ DANIŞMANLIK VE REHBERLİKSadullah GÜNEŞ
İHTİYAÇ MI - İSRAF MI, SAĞLIKLI MI - UCUZ MU?Rıfat Direkçi
MİDYAT - DARGEÇİT YOLU: BİR ULAŞIM AKSI MI, BİR CAN PAZARI MI?Halil EL
Yürek ve KavgaYusuf BEĞTAŞ
Dudak dolgusu ve estetikDt. Thomas Yağız
Tel : / Faks : | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA